Pazar , 24 Mart 2019
Buradasınız: Anasayfa » Anne-Çocuk » Hayata merhaba!
Hayata merhaba!

Hayata merhaba!

9 aylık bir sürecin ardından tam 27 gün önce oğlum Deniz Kaan “hayata merhaba” dedi. İkinci kez anne oldum, Allah’a şükür ediyorum, ilki de, ikincisi de aynı. Muhteşem bir duygu. Allah dileyen ve isteyen herkese yaşatsın bu hissi.

Oğlum Deniz Kaan 37 + 2’de katıldı aramıza. Biraz erkendi aslında ama gerek perinatolog, gerek gittiğim diğer doktorlar SAT’e göre bebeğin iri olduğunu, dolayısıyla 10 gün önce değerlendirilmesini söylediler. Kendi doktorum da ciğer gelişimini takip etti, o da normal görününce 37 + 2 için sezaryen tarihi verdi.

Hastaneye gidene kadar öyle çok heyecanlanmadım. İlkinden deneyimliydim, ne yaşayacağımı biliyordum. Hazırlığımızı yaptık, sabah erkenden annem, Salih ve Nehir hastaneye gittik. Bizi odamıza aldılar, NST’ye bağlandım ve beklemeye başladık. Nehir kardeşi olacağı için çok heyecanlıydı. Bende ise genel anestezi mi, spinal mi onun kararsızlığı vardı. Çünkü kan verirken bile daha önce pek çok kere bayılmış bir insanım. Ameliyathane ortamının beni gereceğinden endişeliydim. Anestezi doktoru geldi o sırada, spinal önerdi, kendi doktorum zaten spinal demişti. “Hadi” dedim, “öyle olsun, en azından doğum anına şahitlik ederim”… Sonra gelip beni aldılar sabah 8.20 falandı. Nehir’le, Salih’le annemle vedalaştım ve ameliyathaneye çıktık.

Ameliyathaneye girer girmez zangır zangır titremeye başladım. Oradaki herkese gergin olduğumu söyledim, onlar da sakinleştirmeye çalışıyor ama bir türlü rahatlayamadım. Gerekli hazırlığı yaptılar, sonra belden iğne vurulma kısmı geldi, o korktuğum gibi olmadı, çok can yakan bir şey değil.  Sonra uzandım, yavaş yavaş ayaklarımda bir ağırlaşma ve karıncalanma hissi başladı. Sonra doktorum geldi, o da bu kadar gergin olmama çok şaşırdı. Ameliyata başladı, sanırım bu ara benim biraz tansiyonum düşmüş olmalı ki oksijen verdiler. (Açıkçası sonrasını çok net hatırlayamıyorum, sanırım sakinleştirici de verdiler.) Dolayısıyla doğum anı biraz muğlak ama hatırlıyorum. Mideme doğru bir baskı hissi sonrasında bir ağlama sesi… Ve onun ağlamasıyla benim hıçkırıklarım… Sonra bebeğimi yüzüme yaklaştırdılar, öpüp kokladım ağladım… Ve muayeneye götürdüler bebeğimi.

Benim dikiş işlemim biraz uzun sürmüş. Daha önceki gebeliğimde plesanta previa olduğum için içerde biraz ondan kalıntılar varmış ve normale göre kanamalı alan fazlaymış. Neyse ki bir sorun olmadan halloldu.

Odaya geldiğimi de hayal meyal hatırlıyorum. Nehir, Salih ve annem beni bekliyordu. Yatağıma yatırdılar, giydirdiler ama çok bölük pörçük hatırlatıyorum. İyi ki narkoz almamışım!!! Sanırım verdikleri sakinleştiricinin kafası bu. Nehir’de bayılmış olmama rağmen ilk uyanma ve Nehir’le buluşma anımızı daha net hatırlıyorum! İlk ameliyatım genel anestezi olduğu için ağrıyla uyanmıştım. Bu sefer başta ağrı yoktu tabi.

Bir süre sonra ( ne kadar gerçekten hatırlamıyorum) bebeğimi getirdiler. Yine yeniden minicik, küçücük bir bebek kollarımda, ne harika bir his! Hemen emzirmeye başladım. Nehir’de ilk günlerde sütüm gelmemişti ve anlamamıştık. Sürekli memede durduğu için besleniyor sanmıştık. Bu sefer deneyimliydim. Kontrol ettim süt var mı diye, yoktu ama emdikçe gelecekti, bir süreçti sonuçta…

Nehir kardeşini görünce çok heyecanlandı, çok mutlu oldu ama sonra pek ilgilenmedi. Hastaneye ziyaretimize Sevda gelmişti kızları Zeynep ve Zehra ile. Nehir onları görünce kardeşi falan unuttu. O gün ayrıca pek çok akraba ve dostumuz bizi yalnız bırakmadı sağolsunlar.

Hastanede ilk birkaç saat sonra ağrılarım başladı, ayaklarımı hissetmeye başladım. Sezaryende ağrı süreci biraz zorlu tabi, ağrı kesici vursalar da ilk gün bayağı zorluyor. İlk ayağa kalkmam ise Nehir’deki gibi zor olmadı. Nehir’de ilk sefer de kalkamamış, tansiyonum çok düşmüştü. Bu sefer canım ne kadar yansa da kalktım. Birkaç adım atabildim.

Odamız küçüktü. Nehir her ne kadar hastanede kalmak istese de yanımızda kalması doğru olmayacaktı. Hastaneye geldiğimiz için sabah çok erken kalkmıştı ve tüm gün çok yorulmuştu. Babasıyla eve gidip dinlenmesi daha doğru olacaktı. Eve gitmeye ikna etmek biraz zor oldu tabi. Arabaya biner binmez uyuyacağını bildiğimden ona hastaneye gelen çiçek ve hediyeleri babasıyla eve götürmelerini, dilerlerse geri gelebileceklerini söyledim. Böyle söyleyince kabul etti. Üzülerek de olsa benimle vedalaştı ve babasıyla eve gitti. Tahmin ettiğim gibi arabaya biner binmez uyumuş ve sabaha kadar da uyanmamış.

İlk gecemiz tabi uykusuz geçti. Hem benim ağrı sızılarım, hem bebeği sık sık emzirmem gerektiğinden uyku uyuyamadık. Ertesi gün ise  ben ayağa iyiden iyiye kalkmaya başladım. Sadece sezaryen sonrası olması gereken gaz çıkarma veya tuvalete çıkma olayı bende olmamıştı. Granül halinde olan rezene çayından almamı söylemişti doktorum, onu sürekli içiyordum. Doktorum gaz çıkmazsa sağ omzuma vuran şiddetli bir ağrı yaşayacağımı söylemişti. Tam doktorum muayeneye geldiği sırada, yatağıma uzanırken, omzumdan boynuma vuran çok şiddetli bir ağrı ile tutuldum kaldım. Kendisi tam da bunu kastetiğini söyledi. Ağrı kesiciler ve kas gevşeticilerle biraz ağrımı hafiflettiler. Gaz sıkıntısı için ilaç verdiler. Neyse ki akşama biraz rahatladım.

O akşam Nehir yine babası ile eve gitti. Hastaneyi hiç sevmediğini, artık başka kardeş istemediğini ! söyledi J İkinci günün sabahı artık evimize dönmek için hazırlanıyorduk ki, bebeğimizin kan şekerinin biraz düşük olduğunu, kilo kaybının da hızlı olduğunu söylediler. 3840 gram doğmuştu, iki günde 3540 grama gerilemişti. Tekrar kan tahlili yaptılar, “sodyumu da düşük çıkarsa hastanede kalabilirsiniz” dediler. Bu esnada iki emzirme sonrası çok az mama takviyesi yaptıklarını da söylediler.

Ben de iki gündür süt arttırmak için şişe şişe su içiyor ve granül rezene ve emziren anneler için süt arttırıcı çay tüketiyordum. Gaz problemim ise az da olsa devam ediyordu. Hastaneden çıkmadan önce bana yine ilaç verdiler. Bebeğimin sodyumu normal çıkınca eve çıkabileceğimizi söylediler. Bu esnada çocuk doktoru sütüm artana kadar günde üç kere mama takviyesi yapabileceğimi söyledi.

Nehir’de de benzer süreci yaşadığım için panik olmadım. Sürekli emzirmeye devam ettim. Çünkü o emdikçe sütüm gelecekti. Damla damla olsa da emmesi çok önemliydi. Hastaneden sonra eve gelmek harika bir duyguydu tabi. Eve gelir gelmez duşumu aldım, duş almak ve uyumak da süt için önemliydi. Abimler de geldiler o gün eve. İlk günlerim evde de biraz ağrılı sızılı geçti, göğüslerim yara oldu. Gece uykuları da çok düzenli değildi. Ortalama 1,5 saatte bir uyanıyorduk. Ama genel olarak ilk doğumda da benzer şeyler yaşadığım için bunların bir süreç olacağını, yakında geçeceğini söyledim kendime. Ne kadar acı, ağrı, sızı, uykusuzluk yaşasam da kucağıma aldığım mucize herşeye değerdi. Dünyanın en güzel hissini yaşıyordum yine yeniden. Bütün acılara değer bir duyguydu bu. Dolayısıyla bu süreçte yaşanır ve geçerdi.

Nitekim öyle oldu. Üçüncü haftamızda ağrılarım kalmadı, emzirmelerim düzene girmiş durumda. Mama takviyesini ilk üç günün sonunda kestik. Uykularımız da bir süre sonra düzene girecektir diye umuyorum. Sonuçta zorlu ama çok güzel bir süreç bu ve dilerim isteyen herkes yaşar bu güzel duyguyu.

Bu süreçte ilk iki hafta annem yanımdaydı. Sonra ise Sinop’tan kayınvalidem geldi. Nehir ilk günler kardeşini biraz kıskandı ama şimdi daha iyi, onunla da düzene girmeye başladık. Daha önce kendime söz vermiştim. “Uykumu ihmal etmeyeceğim, gündüz o uyuyunca ben de uyuyacağım, hastaneden gelince yatıp dinleneceğim” diye ama henüz çok başarılı olduğumu söyleyemem. Ne hastaneden gelince yattım, ne doğru düzgün uyudum. Bunlar hep gelip geçici şeyler sonuçta. Dayanılmayacak şeyler değil. Kuzularım sağlıklı olsun, huzurlu olsun, mutlu olsun bana bunlar yeter.  İlk 27 günden anlatacaklarım genel olarak böyle. Bundan sonra daha sık yazmayı umuyorum. Sevgiyle…

 

 

 

 

 

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Descargar musica