Çarşamba , 12 Haziran 2019
Buradasınız: Anasayfa » Hayata Dair » Sultan’ı görmek…
Sultan’ı görmek…

Sultan’ı görmek…

Türk sineması deyince ilk akla gelen isimdir o… Buğulu gözleri ile Türkiye’nin son 50 yıllık sinema tarihine damgasını vurmuş, 4 ayrı kuşağın sevgilisi olmuş bir star… Gözünü sinema ile açmış, daha 15 yaşında bir çocukken ilk filmini çevirmiş, geçen 50 yılda çevirdiği 200’den fazla filmle, dünyanın en çok film çeviren kadın sanatçısı olmuştur.

Kimden bahsettiğimi anladınız. Türk sinemasının Sultanı Türkan Şoray’dan bahsediyorum. İlk filmleri birbirinin aynı olsa da, hep aynı karakterleri canlandırsa da, filmlerde bi dolu saçma şey bulsak da bıkmadan usanmadan izledik biz onu. O gülerken biz de güldük, ağlarken, dudağı titrerken bizim de boğazınız düğümlendi.

turkan-soray-picture-38

70’lerle birlikte dünyada ve ülkede başlayan toplumsal farkındalık ile birlikte, toplum ve kadın sorunlarına daha duyarlı olmaya başlayan Sultan bu dönem sonrası daha sosyal içerikli filmlerde rol aldı. Bu tarihlerden sonra çevirdiği aşk filmleri de, komedi filmleri de farklıdır. Artık yeteneklerinin ve güzelliğinin farkında olan, toplum sorunlarına duyarlı, sinemaya aşık, ne istediğini ve istemediğini bilen bir yıldız vardır.

Kuşkusuz onun lakabı “Sultan” olsa da, o birçoğu için Asya’dır. Selvi Boylum Al Yazmalım’ın güzel, duygulu, mağrur Asyası… Bu filmi defalarca izlememe rağmen her seferinde ağlarım. Asya, İlyas, Cemşit ve Samet… Hepsi yüreğime dokunur. Şimdi yaşanan gelgit aşklara karşı, aşkı, sevgiyi, emeği nasıl güzel, nasıl yalın anlatır bu film. Deli gibi aşık olduğu adamı değil, çocuğunu büyüten, kendisine kucak açan adamı seçmesi hepimizi bir taraftan yaralarken, bir taraftan da seçimini alkışlatmaz mı?

641140_detay

Ve şahane filme öylesi dokunaklı bir müzik yapan Cahit Berkay… Bu duyguyu bu kadar canlı yaşatabilmek, nesiller boyu dinlenecek bir müzik yapabilmek de böylesi büyük ustalar tarafından olur zaten.

images (1)

Türkan Şoray’ın ilk yönetmenlik denemesi olan Dönüş filmi ise, taşıdığı ağır dram ve duygu yükü ile izlerken kalp ağrısı yaratsa da dönemin gurbetçi gerçeğini, gidenin ardından kalanın içine düştüğü hazin durumu, onun bekleyişini, gidenin kalanları unutmasını, yenidünyada yeni yaşam kuran gidenin ardındakileri yok saymasını tüm çıplaklığı ile anlatır. O günün koşullarında görsel olarak çok önemli hatalar olsa da (Vosvos’un uçurumdan yuvarlanma sahnesinde oyuncak arabanın atılması gibi) yine de bu kimseyi rahatsız etmez. Türkan Şoray bu filmle dünyanın pek çok ülkesindeki festivallerde kadın yönetmen olarak davet edilir ve büyük övgü alır.

Benim saydıkların 200 filmin 2’si. Yani yüzde 1. Onu Sultan yapan, tırnaklarıyla kazıya kazıya bugünlere getiren sinema aşkı değildir de nedir? Öyle ki bu yaşamda özel hayatı, kendisi hep ikinci planda kalmış. 20 yılını birlikte geçirdiği ve kendisinden 25 yaş büyük sevgilisi sanki hayatındaki koruyucu, kollayıcı baba imgesinin yerine geçmiş, saygı, minnet duyduğu bir karakter olmuş. Bu adama gerçekten aşık oldu mu bilmiyorum, ama sanki Rüçhan Adlı bana Türkan Şoray’ın hayatındaki Cemşit gibi geliyor.

Sonra da aşk ve Cihan Ünal ve bu aşktan bir meyve, kızı Yağmur. Hayatındaki aşklardan geriye sadece sineması ve kızı kalmış.

Bu yazıyı aslında daha önce yazacaktım. Ancak bekledim. Onu geçen ay Kocaeli Kitap Fuarı’nda gördüm. NTV Yayınları’ndan çıkan Sinemam ve Ben kitabının imza günü ve söyleşisi için gelmişti. Fuara gelir gelmez kalabalık bir grup tarafından karşılandı. Hala çok güzeldi. Hala çok derin bakıyordu ve sevgi doluydu. Önce biraz dinlenmek istedi, çekingen bir hali vardı, milyonların sevgilisi Türkan Sultan’ın ürkek hali, filmlerindeki çekingen genç kız hallerini hatırlattı bana.

kitap1

Ve nasıl nazik… Konuşurken gözlerinizin ta içine, en derinine bakıyor, etkilenmemek imkansız. O bakışlarla kaç kalpte kaç yara açtı acaba?

Söyleşiye geçince, karşısında seyircilerini görünce ise, sanki kamera “motor” demiş gibi bir anda rahatladı, içtenlikle, dostça konuşmaya başladı. Sinemayı anlattı, kitabını anlattı. Seyircileri hayran hayran onu dinledi.

İmza töreninde ise oluşan uzun kuyruğa rağmen hiç sesini çıkarmadı, herkesi aynı ilgi ve şefkatle kucakladı, herkesle tek tek sohbet etti. Orda ben de kitap imzalattım. Nehir için. Şu anda iki yaşında olan kızım istedim ki kendi sinemasına, kültürüne, edebiyatına yabancı kalmasın. Her şeyin çok hızlı aktığı bir çağda bu yabancılaşmanın esiri olmasın. Bu kitabı okusun, Türkan Şoray’ı tanısın ve filmlerini izlesin…

Ben annemin gençliğinden kalma kitapları büyük ilgi ile okudum ve sakladım. Umarım Nehir de anneden kızına bıraktığım bu imzalı Türkan Şoray kitabına aynı duyarlılıkla sahip çıkar, baktıkça mutlu olur.

Türkan Şoray Nehir için imzaladı

Türkan Şoray Nehir için imzaladı

Kitaba gelince… Kitabın dili çok yalın, çok sade, su gibi akıyor. Türkan Şoray içinden geldiği gibi yazmış, adeta bir sevgi kelebeği. Herkesten sevgiyle, dostlukla bahsetmiş.

Elazığ’da film çekimlerinde attan düşerek felç riski ile karşı karşıya kalışını, tonlarca ağırlıkla nasıl yatağa bağlı hale geldiğini, seyircilerinin sevgisi ile nasıl tekrar iyileştiğini okurken çok duygulandım.

images

Ve Hürriyet okuyucuları tarafından 23 yıl üst üste “En iyi kadın sinema sanatçısı” seçilerek Altın Kelebek almasına çok şaşırdım. Seyirci 23 yıl boyunca onu tahttan indirmemiş. Bu nasıl bir sevgidir, bence ayrıca incelenmelidir.

Ayrıca bir oyuncu olarak oynamadığını, oynadığı her kadını yaşadığını, film bitene kadar o kadının kimliğine büründüğünü, mutlu bir karakterse günlerini mutlu, hüzünlü bir karakterse günlerini hüzünle geçirdiğini içtenlikle anlatıyor. Acaba bu sebeple midir çocukken Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ı gerçekten birbirine aşık sanmam? Belki de öyleydi… Kim bilir?

O bizim Marilyn’imiz, Sophia’mız, Türkan’ımız. En yakın en sevgili dostumuz, arkadaşımız. Yüzüne baktıkça içimizi aydınlatan sevgilimiz. Geçen yıllar yüzündeki çizgileri, saçlarındaki akları arttırsa da, her zaman bakmaya doyulmayan güzelliğimiz. Ne diyeyim ki sen çok yaşa Türkan Sultan, hep yaşa…

70982

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

Descargar musica